Ara

YEREL BUĞDAYLAR, GENETİK EROZYON, KADIN ÇİFTÇİLER

YEREL BUĞDAYLAR, GENETİK EROZYON, KADIN ÇİFTÇİLER-1. Bölüm

Geçtiğimiz hafta Iza buğdaylarına ilişkin üretim tarlalarının gelişme durumlarını incelenmesi, “Türkiye Yerel Buğdaylar Projesi” çerçevesinde kadın çiftçilerin bilgi birikimlerini derlenmesi ile Türkiye’deki tohumların yok oluş nedenleri ve bunun dünyaya olan etkilerinin araştırıldığı projeler kapsamında Bolu’nun Seben ve Göynük ilçelerinde araştırma gezisi düzenlendi.

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi (BAİBÜ) Bolu Fen-Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Nusret Zencirci, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Öğr. Gör. Dr. Elif Başak Aksoy, Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Vakfı (CIMMYT) Ziraat Mühendisi Emrah Koç, Bolu Belediyesi Park Bahçeler Müdürlüğü Ziraat Yüksek Mühendisi İlknur Özkök Kaşıkçı, Kanada’dan Araştırmacı Gazeteci ve Biyolog Miriane Demees Lemay, BAİBÜ Biyoloji, Fen Edebiyat Bölümü Doktora Öğrencisi Huri Melek Yaman, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü Doktora Öğrenci Edibe Erdem ve benim katıldığımız bu gezide kadın çiftçilerle, üreticilerle bir araya gelinerek konu ile ilgili sorular yöneltilip bilgiler alındı..

Kanadalı Gazeteci ve Biyolog Miriane Demees Lemay Türkiye’deki genetik çeşitlilikteki erozyonu, tohumların yok oluş nedenleri ve bunun dünya üzerindeki etkilerine ait bilgileri toplarken, “Türkiye Yerel Buğdaylar Projesi” çerçevesinde “Kadın Çiftçilerin Bilgi Birikimlerini Derlenmesi” kapsamındaki projenin sosyal boyutunu araştıran Öğr. Gör. Dr. Elif Başak Aksoy ve öğrencisi Edibe Erdem kadın çiftçilerle görüştü. Ziraat Mühendisi Emrah Koç “Türkiye Yerel Buğdaylar” projesinde bilgileri araştırırken, Prof. Dr. Nusret Zencirci, Dr. öğrencisi Huri Melek Yaman ve Ziraat Yük. Müh. İlknur Özkök Kaşıkçı da Iza çalışmalarını gözlemleyip, diğer buğday türleri ve çiftçilerin çalışmalarıyla ilgili araştırmalarda bulundular.

-Seben ve Göynük’te gerçekleştirilen projeler ve araştırma gezisinin amaçlarına yönelik bilgi paylaşabilir misiniz?

Prof. Dr. Nusret Zencirci; “02-03 Mayıs 2019 Perşembe ve Cuma günü 3 konu için Seben ve Göynük’te gezi yaptık. 1.si, Belediyenin ve üniversitenin birlikte yürüttüğü ‘Iza Projesi’ çerçevesinde yürütülen Iza buğdaylarına ilişkin üretim tarlalarının gelişme durumlarını inceledik. Yapılması gereken işler konusunda fikir oluşturduk. 2.si, ‘Türkiye Yerel Buğdaylar Projesi’ çerçevesinde kadın çiftçilerin bilgi birikimlerini derlenmesi amacıyla Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Elif Başak Aksoy hocanın bilgi toplaması için gerekli ortamı oluşturduk ve onun bilgi toplamasına yardımcı olduk. 3. olarak Kanada’dan gelen Araştırmacı Gazeteci Miriane Demees Lemay’in Seben ve Göynük’de ‘Ortadan Kalkmakta Olan Gen Kaynakları’nın’ durumunu inceleyip, bilgi toplamasına yardımcı olduk. Miriane Demees Lemay Türkiye’deki gen kaynaklarının ortadan kalkmasının, erozyona uğramasının Dünyanın öteki ülkelerinde yol açacağı sıkıntıları ve zararları tespit etmek amaçlı bir yazı hazırlamaktaydı. Bu yazısını hazırlamasında gerekli verileri toplaması için ona gerekli ortamı oluşturduk. Gereken çiftçilerle, insanlarla görüşmesini sağladık.”

-Yerel Buğdaylarla ilgili yürütülen proje kapsamında şu ana kadar ne tür bir çalışma yapıldı ve nelerin yapılmasını planlıyorsunuz?

Prof. Dr. Nusret Zencirci; “Bu sene ‘Tarla Günü’ veya ‘Hasat Günü’ yapacağız. Selçuk Güçbilmez Beyle ‘Yerel Buğdaylar Projesi’ yürütülüyor. Bu proje 65 ilden toplanan buğdaylar temizlendi, içindeki arpası, yulafı, ot tohumları ayıklandı, tekrar alana illere, ilçelere gönderildi. Bizde burada eski su deposunun içinde ektik bunları. O projenin içerisinde Emrah Bey, Elif hoca ve öğrencisi Edibe hanım çalışıyor. Bu proje içerisinde kadınlarımızın tarıma ilişkin bilgilerini derleyip topluyor. ‘Yuvayı yapan dişi kuş!’ Biz her ne kadar bu işleri biliyoruz desek de bizim arkamızda her şeyi daha iyi bilen kadınlarımız var. Bolu çevresinde bu konuya ilgi duyan ilçelerimiz ağırlıklı olmak üzere, bu çalışmaları devam ettiriyoruz.”

-Bolu Belediyesi’nin Iza Buğdayı konusundaki görüşleri ve bu konuda yapmış olduğunuz çalışmalarınız nelerdir?

Ziraat Yük. Müh. İlknur Özkök Kaşıkçı; “Biz Bolu Belediyesi olarak doğal, tarihi ve kültürel mirasımızı koruma kullanma dengesi gözeterek sürdürme bilinciyle hareket ediyoruz. Iza’ya sahip çıkmak, koruma altına almak ve Bolumuzun katma değeri yüksek tarım ürünleri arasında yer almasını sağlamak için hem Belediyemiz hem de Üniversitemiz bünyesinde yoğun şekilde bilimsel ve teknik çalışmalar yürütüyoruz. Öncelikle Iza’nın Bolu-Seben coğrafyasına özgü bir tarım ürünü olduğunu tescillemek için Coğrafi İşaret süreci başlattık. 14 Şubat 2018 tarihinde Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitemizle bir protokol imzaladık. Bu protokol kapsamında yer alan maddeler eksiksiz yerine getirilmektedir.”

-Bolu Belediyesi olarak bu protokol kapsamında süreç devam ederken, Bolu il ve ilçelerinde ne gibi çalışmalar yaptınız?

Ziraat Yük. Müh. İlknur Özkök Kaşıkçı; “Süreç devam ederken, 2017 yılında Bolu kent merkezinde ve Seben’de toplam 200 dönümlük bir alanda deneme ekimi yaptık. Çiftçilerimize tohum verdik ve ekmelerine katkıda bulunduk. 28 Haziranda BAİB Üniversitesi ile birlikte ‘1. Iza Buğdayı Paneli’ ve ‘Tarla Günü’ düzenledik. Yine 5 Temmuzda Seben Belediyesi ile güzel bir tarla gününü de çok kıymetli hocalarımızla ve yoğun bir misafir katılımıyla gerçekleştirdik. Ağustos ayında ilk hasadımızı yaptık, 10 tondan fazla tohumluk Izamız oldu, bu Iza’ların 3000 kg Göynük’e, 240 kg Mudurnu’ya, 4231 kg Seben’e ve 1000 kg.dan fazlasını da Bolu çiftçisine geri alım garantili sözleşme yaparak dağıtımını sağladık. 4231 kg Seben’e ve 1000 kg.dan fazlasını da Bolu çiftçisine geri alım garantili sözleşme yaparak dağıtımını sağladık. Bu çalışma oldukça ilgi gördü, talepler oldukça fazlaydı, Bolu Merkezde, Göynükte, Mudurnu’da ve tohum bankası olacak olan Seben’de toplam 47 çiftçimize 8500 kg tohum dağıtılarak 569 dönüme Iza ekimi sağlandı. Ayrıca Bolu Belediyesi olarak 60 dönüme de kendimiz organik olarak Iza üretimi gerçekleştirdik.”

-Bolu Belediyesi olarak Iza Buğdayı çalışmalarınızdaki amacınız, hedefleriniz nelerdir ve sizce bu konuda önemli olan nedenler nedir? Bununla ilgili bilgi paylaşabilir misiniz?

Ziraat Yük. Müh. İlknur Özkök Kaşıkçı; “Bu çalışmalardaki esas amacımız Iza’nın tanınmasına, çoğalmasına katkıda bulunmak ve ticarileşmesini sağlamak. Biz Iza’yı çiftçimize tanıtıp, yaygınlaştırıp, Tabiatın Kalbi’yle özdeş ekonomik ve ticari bir değere dönüştürmeye çalışıyoruz. Bolu Belediyesi olarak önce çiftçilerimize, ardından ülkemize örnek olmak istiyoruz. Çünkü yapılan bilimsel çalışmalar da gösteriyor ki Iza Buğdayı verimi ve katma değeri yüksek bir tarım ürünü. Biz aynı zamanda belediye- üniversite- yerel işletmeler işbirliğiyle kentimizde Iza ürünlerinin üretimi, satışı, pazarlaması ve tanıtımı alanlarında da çalışmalar yapıyoruz. Şu an Karacasu yolundaki Park ve Bahçeler Müdürlüğü fidanlık sahasına kurulacak olan taş değirmen ve satış ofisinin inşaatı devam etmekte, burada Iza’dan üretilecek bulgur, un, makarna, boza ve erişte gibi ürünleri Bolu’dan tüm Türkiye’ye ve dünyaya ulaştırmak istiyoruz. Bu değerli besinin bilim, tarım, ekonomi ve tıp çevrelerince tanınması ve layık olduğu değere erişmesi için yürüttüğümüz çalışmalar hız kesmeden sürecektir. Bu çalışmaların en önemli ayağı Iza Buğdayına coğrafi işaret alma çalışmasıdır. Iza’nın coğrafi işaretinin alınması hem çiftçimizin, hem yöremizin menfaatlerinin korunması hem de tüketicinin yanıltılmaması bakımından son derece önemlidir.

-Seben İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü olarak bu bölgede “Iza Buğdayı” projesi kapsamında yapmış olduğunuz çalışmalar ve çiftçilere sağlamış olduğunuz destekler nelerdir?

 Seben İlçe Tarım ve Orman Müdür Vekili Ziraat Yüksek Mühendisi Selçuk Güçbilmez; “Üreticiyle Belediyenin buluşmasına vesile olduk. Tohum taleplerine sözleşmeleri de ekleyip, ilçe tarım müdürlüğü vasıtasıyla biz aldık. Organizasyon, dağıtım, üretim planlaması konusunda çiftçilere yardımcı olduk. Tabi üreticiler bizi yıllardır tanıdıkları için güven duygusu olduğu için işe biraz daha sıcak bakmaları da sağlandı. Bu şekilde bir çalışmamız oldu. Bunun öncesinde Bolu Tarım İl Müdürlüğü ile beraber 1 ton tohumluğu 50 dekar alana dağıttık. Daha sonra belediyeyle 4 ton dağıttık. 250 dekarlık, yaklaşık 300 dekarlık bir alanda üretim yapılmasına vesile olduk. Geçen yıla göre bu sene yaklaşık beklentimiz 700 dekarlık bir alanda Iza üretimi var. Ciddi anlamda bir artış var. Tabi bu işin sözleşmeli üretim olması, fiyatın belirli, yüksek olması bizi sevindirdi ve gelecek yılda böyle talep var.”

-Iza Buğdayının sevdiği topraklar ve bu bölgenin Iza ekim açısından uygunluğu nedir? Seben’de bu uygulamaya başlayalı kaç sene oldu ve burada ekilen tohumlarınız Ata Tohumu mu?

Ziraat Yük. Müh. Selçuk Güçbilmez; “Iza’nın diğer bir özelliği kıraç topraklarda yetişmesi. Yani en verimsiz, en kötü toprağınıza bunu ektiğiniz zaman aynı verimi alıyorsunuz, en kaliteli topraktaki gibi ondan dolayı da böyle bir güzelliği var. Verimli topraklarda bunu ekmenin çokta bir anlamı yok. Seben’de sözleşmeli üretim bu sene başladı. Daha öncesinde üreticilerin kendi ekimleri vardı. Bu çok uzun yıllardan beri yapılan bir uygulama Iza buğdayı ekiminin tarihi belki 200 yıl. Onu bizde bilmiyoruz. ‘Yerel Çeşitlerin Geliştirilmesi’ kapsamında Bolu Tarım İl Müdürlüğü vasıtasıyla dağıtıldı. Yine tohumluğu Seben’den temin ettik. Tohum kaynağı Seben, Üretim Yeri Seben, buradan diğer ilçelere de tohum dağıtımı yapıldı. Bu yerel çeşit, genetiği değişmemiş tohumlardan diyebiliriz. Hedefimiz, ümidimiz bu işi yaygınlaştırmak. Katma değer kataraktan, un olaraktan, işlenmiş olarak yaygınlaştırmak. Un yapan üreticimizde var şu anda, hem değirmenli, hem üretici. Gayette güzel ve memnun sektörden ve çokta iyi fiyatlara satıyor. Talebi karşılayamıyor, şuanda öylede bir problem var. Bunu üretici genelinde herkese yayabilirsek, herkes faydalanırsa çok daha güzel olacak. Asıl amaç bu olmalı burada.”

-“Türkiye Yerel Buğdaylar” projesi çerçevesinde “Kadın Çiftçilerin Ekolojik Bilgi Birikimlerini Derlenmesi” ile ilgili yapmış olduğunuz çalışmalarınızla neyi amaçlıyorsunuz?

Öğr. Gör. Dr. Elif Başak Aksoy; “Şu an buğday ekmiyor olsalar bile geçmişte onlara anlatılanlar, annelerinin yaptıkları, kadınları kapsayan proje. Yerel buğday tohumlarını, tarlada kadın çiftçi eliyle korumak amaçlanıyor. Onları ikna etmeye çalışıyoruz. Kadınları ikna ettiğimizde, erkekleri de onlar ikna edebiliyorlar.”

Ziraat Yük. Müh. Selçuk Güçbilmez; “Özellikle kırsalda, hayvancılık sektöründe de bu böyle, bayan olmadan erkek hiç. Onun için sürdürebilirliliği sağlamak istiyorsak önce kadını memnun etmemiz lazım, mutlu etmemiz lazım. Hani kırsalda ki kadınında mutluk anlamında, çok lüks bir hayat anlamında beklentisi de yok. İşte onu sağladığımız sürece bu iş olur. Sağlayamazsak kadınlarda çocuklarının tarım sektöründe kalmasını istemiyorlar zaten, sıkıntı oradan kaynaklanıyor. ‘Ben çektim, çoluğum çocuğum çekmesin. Gitsin okusun, asgari ücretli şehirde çalışsın, köyden kurtulsun moduna giriyor.’ Bu ciddi anlamda problem olabiliyor. Zaten temelde bunu aşmamız lazım. Bu ciddi anlamda Türkiye’nin problemidir.”

-“Çiftçi Kadın Girişimciler” konusunda ne gibi çalışmalar yapılıyor.

Ziraat Yük. Müh. Selçuk Güçbilmez; “ Şu anda bizim bakanlığımızda ‘Kırsalda Kadın Girişimciler ve Kooperatiflerle’ ilgili ciddi çalışmalar yapıyor. Bununla alakalı Ticaret Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Tarım Bakanlığı destekler veriyor. İşte bununla alakalı ortak bir noktada buluşturabilirsek bayanları, kendileri bir şeyler yapıp, kendileri para kazanırlarsa kendileri daha rahat para harcayacaklar. Parayı nasıl harcayacaklar? Yine eve ya beyaz eşya alacaklar ya oturma grubunu değiştirecekler. Kendi şahsına bir şey almayacaklar. Eğer bunu da başarabilirsek, ciddi anlamda katma değer sağlayacağını düşünüyorum.”

-Hayatın her kesiminde fiilen çalışan kadının, tarım ve hayvancılıkta sahip oldukları bilgiler ve kadının toplumdaki konumu açısından bakıldığında siz bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Öğr. Gör. Dr. Elif Başak Aksoy;“Erkeklerin tarım ve hayvancılık konusunda ya da aynı zamanda hayvancılık konusunda daha fazla bilgisi olduğu, kadınların bu konuda çok fazla bilgisi olmadığı düşünülüyor. Oysaki kadın fiilen çalışıyor. Birde bunu biliyor. Erkeklerin yanında kendi sesini kısıyor. Ama tek başına konuştuğunuz zaman çok kıymetli bilgiler elde ediyorsunuz. Özellikle de geçmişe dair. Erkekler geçmişin bilgisini çok fazla taşımıyor. Ama kadınlar taşıyor. O yüzden özellikle hem ekolojik bilgileri toplamak çok önemli, hem de kadını ikna ettiğiniz zaman erkeği ikna etmenin bir yolunu buluyorlar. Benim için en önemli kısım bu. Birde şöyle bir sıkıntıda var. Hem köyden göç nedeniyle, hem makineleşme ve daha sonra kadının tarladan çekilmesi nedeniyle, aslında kadının ekolojik bilgisi gerçekten yok olma sürecine girdi. Genç kızlarda, o yüzden yok olmadan toplayıp arşivlemek de önemli.”

 -‘Ata Tohumunu’ kullanarak aynı zamanda tekrar Ata bilgilerinin hatırlamasını, bu bilgilerin yeni nesile yüklemesini de sağlayarak birleştirici bir çalışmada yapmış mı oluyorsunuz?

Öğr. Gör. Dr. Elif Başak AKSOY; “Evet, zaten Ata Tohumu ile birleştiriyorum. Hani bu projenin ismi ‘Yerel Buğday’ ama ben kadınlarla konuşurken ‘Ata Tohumu’ ya da Ata Buğdayını kullanıyorum. Böylece daha rahat anlaşabiliyoruz. Ata Tohumu ile ilgili Ata Bilgilerini böylece kadınlardan alıyoruz.”

-Sizin yaptığınız araştırmalara göre Türkiye’deki genetik çeşitlilik azalıyor mu?

Öğr. Gör. Dr. Elif Başak Aksoy; “Türkiye’de tohumlarımız kayboluyor biliyorsunuz. Eski bitkilerimizin tohumları, eski buğdaylar, eski domates tohumları falan buna genetik çeşitlilik azalıyor deniliyor. Türkiye’de genetik çeşitliliğin azalması aslında dünyanın geri kalanını da etkiliyor. Merian onu araştırıyor. Yani Türkiye’de azalıyor, neler azalıyor, neler ortadan kaybolmuş ve bunun dünyaya etkisi ne olacak? Mesela bu köyde eskiden ne ekiliyordu, şimdi ekilmiyor? Neler vardı, artık yok, hangi tohumlar kayboldu? Yıllar içinde neler değişti?”

– Kişilerin ellerinde Ata Tohumları var mı, bu tohumlar yok oldu ya da azaldıysa bunun nedenleri konusunda sizin düşünceleriniz nelerdir?

Öğr. Gör. Dr. Elif Başak AKSOY; “Evet, çoğu insanın ellerinde Ata Tohumu var. Zaten bizim projenin başlangıcında bu Ata Tohumlar, Yerel Buğdaylar kişilerden toplandı, başak başak. Geri götürüp yerine verdiğimiz tohumları zaten o köylerden ve o kişilerden almıştık. Tekrar gün yüzüne çıkarıp, tarlada korumaya çalışacağız. Şimdi şöyle bir şey var, modern tohumlar daha verimli. Hastalıklara karşı dayanıklı, ama kadınlara sorduğunuz zaman Ata Tohumlarının daha kaliteli ve lezzetli olduğunu kabul ediyorlar. Bu durumda şöyle bir ayrım çıkıyor. Kendileri yemek için Ata Tohumunu tercih ediyorlar ama satmak ve para kazanmak için modern versiyonları tercih ediyor insanlar.”

-Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Vakfı olarak ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz, projelerinizden bahsedebilir misiniz?

Ziraat Müh. Emrah Koç; “Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi (CIMMYT) 1980 yılından bu yana Tarım Bakanlığı ve Uluslararası Kurak Alanlar Araştırma Merkezi (IKARDA) ile birlikte ortak ‘Uluslararası Kışlık Buğday Geliştirme Programını (IWWIP)’ yürütmektedir. Bunun yanında da aynı zamanda bazı projeler yapıyoruz. ‘Yerel Buğday Projesi’ bunlardan bir tanesi ve 2017 yılında ben bu projeye dâhil oldum. Şuanda CIMMYT tarafından bu projede yayım çalışmalarını yürütüyorum ve ‘Tarla Dönemlerinin Gözlenmesi’ diğer tüm faaliyetlerin gözlemlenmesi gibi işlemlerden sorumluyum. 2017 yılından beri yaptığımız çalışmalar olarak 65 ilde, yaklaşık 3 bin yerel buğday tohumu toplandı çiftçilerden. Yaklaşık 46 tane ilde şuanda yerel buğdayların ekimini yürütüyoruz. 244 tane çiftçiyle beraber çalışıyoruz. Bu sezon bunların gözlemlemelerini yapıp, inşallah projenin son senesi olan 2019 yılında bu projeyi bitireceğiz.”

-Bu proje çerçevesinde bütün buğday türlerini mi ele alıyorsunuz ve ne gibi çalışmalar yürütüyorsunuz?

Ziraat Müh. Emrah Koç; “Şimdi bu proje çerçevesinde bulunan 2014- 2019 yılları arasında, yaklaşık 65 ilden, 1800’den fazla çiftçiden, 3 bin popülasyon yerel buğday toplandı. Yerel buğdaylar karışım halinde bulunuyor, buna popülasyon diyoruz. Bunları tek başak şeklinde Konya BDUTA enstitüsünde ekimleri yapıldı. Her bir türün orada ayrımı yapıldı. Tür ve alt türler olarak ayrımları yapıldı ve bunlar arasından birbirine benzeyenlerden bazıları çıkartıldı. İki tane çekirdek set oluşturduk. Diploit – Tetraploid çekirdek set ve Hekzaploid çekirdek set oluşturuldu. Bunlardan da yaklaşık olarak şuan elimizde 500 tane yerel buğday hattı bulunmakta ve bunun yanında bunlarında tarla gözlemlerini devam ettiriyoruz. Bu materyaller geçtiğimiz sezon Ankara Gen Bankası’na teslim edildi. Orada şuanda muhafaza işlemleri yürütülüyor. Aynı zamanda ıslah çalışmalarında kullanılmak üzere Konya BDUTAE tarafından ekilmiş durumda ve buradaki materyallerin kontrolünü yapıyoruz. Belirli özellikler bakımından ön plana çıkanları da ıslah çalışmalarında kullanacağız. “

-Türkiye’deki bu çalışmaların ne zaman başladığı, Ata Buğdayının ne kadarın kalıp, ne kadarının yok olduğu hakkında ve yeni bulunan türler var mı bu konularda bilgi paylaşabilir misiniz?

Ziraat Müh. Emrah Koç; “ “Türkiye’deki çalışmalara baktığınız zaman 20.yy. çeyreğine rast geliyor, 1927 yıllarına denk geliyor. O dönemler yurtdışından gelen, araştırmacılar tarafından toplanmış. Daha sonra Dr. Mirza Gökgöl tarafından yapılan çalışmalar var. İki tane kitap yayınlandı bu konuda. 1930-35’li yıllarda yanlış hatırlamıyorsam, bu kitaptan yararlanılarak Türkiye’deki çeşitlilik ne durumdaydı o zaman, şuanda ne durumda diye bir çalışma yapmış bulunmaktayız. O zamanki durumla karşılaştırdığımız zaman çok sayıda yerel buğdayın kaybolmuş olduğu görünüyor. Aynı zamanda çok sayıda yerel buğdayın da isimlerinin değişmiş olduğu görünüyor. O zaman bu keşfedilmeyip, bulunmayıp, şuanda bulmuş olduğumuz türlerde var. O zamanki şartlara göre belki ziyaret edilmemiştir. Örneğin Seben gibi ziyaret edilmeyen yerler vardır. Oralardaki yeni türleri de bulmuş bulunmaktayız.”

“Türkiye Yerel Buğdaylar Projesi” çerçevesinde kadın çiftçilerin bilgi birikimlerini derlenmesi, Iza buğdaylarına ilişkin üretim tarlalarının gelişme durumlarının incelenmesi ve üreticiyle görüşülmesi ile Türkiye’deki tohumların yok oluş nedenleri, bunun dünyaya olan etkilerinin araştırıldığı projeler kapsamında Bolu’nun Seben ve Göynük ilçelerinde üreticilerle de bir araya gelinerek araştırmalar yapıldı.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşan Seben ve Göynük köylerinde ki bayanlar hayvancılıkla uğraştıklarını hayvanları içinde ürün ektiklerini buğdayların saplarının da bu nedenle önemli olduğunu belirttiler. “Yulaf, arpa, buğday gibi ürünlerin hepsini ekiyoruz. Bilinçsizce değişik tohumlara yöneldiğimiz oldu ve bu yüzdende çok zararlı çıktık. Tane çok az geldi. Hayvancılıkla uğraştığımız için buğdayın sapı da çok önemli. Denesinin fazla çıkmasına rağmen sapının olmaması da olmuyor, ikisinin de eşit olması lazım.” diye belirttiler.

Iza buğdayının yapım aşamalarını anlatırken, bulgur yapım işleminin soğuk su kenarında olması gerektiğini, diğer buğdaylardan farklı olarak kazanda kaynayan buğdayın soğuk suya atılarak yıkanması gerektiğini anlattılar. Iza Buğdayını kaynattıktan sonra akarsuyun kenar kısmında brandalar üzerine yayılıp, üzerinde suyun az ve ağır şekilde akması ve bu şekilde soğuması sağlanıyor. Şoklama yaparak buğdayın kendini toparlaması sağlanıyor.  Kaynatılan buğday suda yıkanıp, kurutulduktan sonra değirmende yarılıp, ardından rüzgârda savrularak kabuklarından arındırılıyor. Son olarak da kalburlardan geçirilip iri ile incesi ayrıştırılıyor. Daha incesi içinde tekrar yine değirmende öğütülme işlemi gerçekleştiriliyor. Iza Buğdayının kabuklarından ayrıştırma işlemi sonrası tekrar değirmende un haline getirilip, eleklerle elendikten sonra ekmek, kurabiye, makarna gibi yiyeceklerin yapımında kullanılacak hale getirdiklerini ifade ediyorlar.

“Izayı biz her sene aynı tarlaya ekemeyiz. Bu sene buraya ektiysek, diğer sene karşı tarlaya, sonraki sene yan tarlaya ekerek gezdiririz. Aynı tohumu kendi bölgemizde değişik alanlara taşıyoruz yani. Her sene aynı bölgeye ekmeyiz. Her tarlanın verimi farklıdır. Aynı yere arka arkaya ekersek, kesinlikle verim alamayız.”diye vurguluyorlar.

Birçok hastalığa iyi geldiğini ve bu nedenle Iza buğdayını tükettiklerini, yiyeceklerinden fazlasını sattıklarını ve güzel getirisi olduğunu, Bolu Belediyesi’nin sözleşmeli ekim yaptırmasıyla daha fazla Iza buğdayı ektiklerini belirtiyorlar.

“Iza Buğdayı ektiğimizde aralarında çıkan çavdarları makasla keseriz. Ürün aldığımızda, arasına karışmış ot tohumlarını eleyerek ayırırız. Köyde çok fazla genç nüfus olmadığı, köyde olan gençlerinde tarım ve hayvancılık yaptıklarını,  köylerinde de göçün olduğunu belirtiyorlar. Iza Buğdayı yetiştirenler ise yaprak sarmasında, bulgur pilavında başka buğday tüketmediklerini, Iza bulguru ile yaptıklarını belirtirken, yine Iza buğdayından kurabiye, çörek, börek, katmerli de yaptıklarını anlatıyorlar.

Bazılarında, Iza dışında kendi buğday tohumları olduğu ve bunu ektiklerini anlatan kadın çiftçiler, yerel buğday ile modern buğday arasındaki fark nasıl sorusuna ise; “Ziraattan aldığımız sıfır tohumda verimi daha fazla oluyor ama 2. seneye geçtiğimizde verimde azalma oluyor. Yine aynı tohumu 3. kez ekersek o sene daha da düşüyor. Yani en fazla 3 sene ekip, ardından değişime gitmek zorunda kalıyoruz. Verim bakımından düşüş oluyor. Ama eski tohumlarımız öyle değildi. Ne ekersek, hep, her sene aynı olurdu. Biz hayvanlarımıza verdiğimizden dolayı verim düşse bile 3 sene arka arkaya ekiyoruz. Ama satış yapanlar her sene buğdayı yeniden almak zorunda kalıyorlar. ”diyorlar.

– Bu durumda Ata tohumunuz olmuş olsa onu mu tercih edersiniz, yoksa satın aldığınız tohumu mu tercih edersiniz?

Köylerden birindeki kadın çiftçi; “Sebze olarak da hep kendi tohumlarımızı kullanırdık. Kendi tohumumuzdan olan domateslerimiz vardı, kaç senedir ekmiyoruz. Hazır gelen çimleri alıp, onlardan yiyeceğimiz kadar ekiyoruz. Eskiden kocaman tarlayı ekerdik. Balkabakları, domates, soğan, pırasamızı, patatesimizi, nohudumuzu, fasulyemizi kendi tohumumuzdan yetiştirirdik. Şuan elimde mesela benim kavun, kabak gibi tohumlarım var. Böyle satış imkânlarımız olsa, yapılır yine. Ata tohumu buğdayımız hiç kalmadı ama diğer yiyeceklerden tohumlarımız var. Buğday olarak da bir tek Iza tohumumuz var. 24 yıl oldu ben geleli buraya 24 yıldır aynı tohumumuzu ekiyoruz. Her sene tohumumuzu ayırıyoruz, kalanını kaynatıyoruz.”

-Yetiştirdiğiniz ve elde ettiğiniz ürünlerinizde eski dönemle, şimdiki dönemi karşılaştırdığınızda ne gibi farklılıklar gözlemliyorsunuz?

Köylerden birindeki kadın çiftçi; “Eski hamur mayalarımız daha dayanıklıydı, şimdi onlar bile daha dayanıksız, çabuk küfleniyor ve hamur kopmuyor. Ayrıca hazır mayaların değişik bir kokusu oluyor. Eski mayalarımızla biz daha güzel işler yapardık, daha tatlı (lezzetli) olurdu. Aslında kendi görüşüme göre kendi mayamızı da kendimiz yapsak çok daha güzel olur. Sağlığımız açısından da bunların hepsinin bilincindeyiz. Bana göre bu buğdaylara nazaran eski buğdaylarımız daha güzeldi. Bizim çocukluğumuzda kendi tohumumuzdan yaptığımız tarhanamız, makarnamız, baklavamız, ekmeğimiz gibi yiyeceklerimiz daha lezzetli ve daha güzeldi. Kendi unlarımızda elediğimiz zaman kepek çıkar ama fabrikadan aldığımız unlarda kepek olmaz. Kendi ürünümüzü Seben’deki değirmenlerde öğütüyoruz. Bunda kepek oluyor. Çok nadir büyük değirmene götürüyoruz. Onda hiç kepek olmuyor. Bulgurla pirinci karıştırarak alacalı pilav yapıyoruz. Onun lezzeti de daha bir ayrı oluyor. Eskiden pirinci Çeltikdere Köyünden alıyorduk, o köyde yetiştiriyorlardı ama şimdi o pirinçlerinde üretimi azaldığından dolayı marketten hazır alıyoruz. Ama o eski pirinçlerin lezzeti tadı çok güzeldi, şimdi öyle değil tabi.”

-Eskiden köyünüzde yetiştirdiğiniz ama şimdi kaybolan ürünlerinizin var mı?

Köylerden birindeki kadın çiftçi; “Bezir yağı derdik, Bezir ekerdik, ondan yemeklerde kullandığımız yağ yapardık, o kayboldu. Darı (haşhaş) ekerdik yağını çıkarırdık, o kayboldu. Bu tohumlar kayboldu. Eskiden su değirmenlerimiz vardı, taş değirmenler, şimdi onlarda kayboldu.”

-Yerel buğdaylardan ve diğer ürünlerden elde ettiğiniz mahsullerinizin satışını yapıyor musunuz?       

Köylerden birindeki kadın çiftçi; “Hayır, satmıyoruz. Kendi yiyeceğimiz kadar yapıyoruz. Satış yapmak istesek bile pazarlamayı yapamıyoruz. Mesela hepimizin tavuklarımız var ama yumurtaları bile satmakta zorluk çekiyoruz. Pazarımız, hemen götürüp de vereceğimiz yerlerimiz olmuyor. Böyle bir şey yapsak elimizde kalıyor. O yüzden bu yola hiç çıkmıyoruz. Iza bulguru tanıtıldığı için herkes gelip evimizden alıyorlar, o satılıyor ama diğer ürünlerimizin hiç birini satamıyoruz.”

-Peki, köyünüzde kooperatif kurulmuş olsa, bunun size sağlayacağı katkılar konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Köylerden birindeki kadın çiftçi; “Öyle bir şey olmuş olsa çok iyi olur. Hem geçim kaynağımız olur. Evimize bir katkımız olur. Mesela bir sürü hayvanımız var. Doğal ortamda besleniyor. İneğimizi sağıyoruz. Sütümüzü, peynirimizi yapıyoruz ama satamıyoruz. Sadece bayramlarda diyelim, ilçeye götürüyoruz, oradaki isterse 2 TL alıyor ya da daha düşük. Vermek zorunda kalıyoruz. Ama kooperatif olsa o zaman yağı, yoğurdu, yumurtası gibi hepsini daha fazla yaparsın, satar, ekonomiye katkı sağlarsın ama böyle bir şey yok. Yaprağımızı, meyvemizi yani ürettiğimiz tüm ürünlerimizi değerlendirebiliriz. Meyve ağaçlarımız, eriklerimiz var. Kullanacağımız kadarını alıyoruz. Geri kalanı akıp gidiyor. Ziyan oluyor.”

-Şuan ne kadar ürün üretiyorsunuz, köyünüzde kooperatif kurulmuş olsa bu durumda üretiminizde bir farklılık oluşur mu? 

Köylerden birindeki kadın çiftçi; “Kooperatifimiz olsa, bu ürünlerimizi değerlendirme imkânımız olsa daha fazla üretiriz ama şimdi böyle bir durum olmadığından dolayı her şeyimizi azaltıyoruz. Niye boşu boşuna fazla hayvana bakacağız, niye fazla tavuk yetiştirelim diyoruz. Tavuklarımızı kuluçkaya yatırmıyoruz. Gerek yok fazla tavuk bakmaya diyoruz. İhtiyacımız olduğu kadarını yetiştiriyoruz. Aynı şekilde buğdayda da durum böyle, fazlasını yapmıyoruz. Satma imkânımız olsa bazlamaç da, ekmekte, diğer hamur işlerini de yapar satarız. Eskiden herkes bir sürü sebze ekerdi. Soğan patates, fasulye gibi şimdi bunları satamayınca herkes yiyeceği kadar üretiyor. Elimizde fazlası kalacağı için uğraşmaya, zamanımızı boşuna harcamaya gerek yok.”

-Köylerde geçiminizi sağlamakta zorlanıyor musunuz, ekonomik yönden ne gibi sıkıntılar yaşıyorsunuz?

Köylerden birindeki kadın çiftçi; “Şuan bu şartlarda ayakta durmamız çok zor. Hayvancılığın biteceği de aklımızdan geçmiyor değil. Yani çok zor şartlarda yaşıyoruz. Biz süt parasıyla geçinen insanlarız. Artık süt parası da bizde hiç artmıyor. Olduğu gibi hazır yeme veriyoruz. 1-2 sene önce aldığımız süt parasından geçimimizi çok güzel sağlıyorduk. Ama bu senelerde süt parası sadece hazır yeme gidiyor. Artı biz kendimizden, o kadar dönüm yer ektiğimiz, kaldırdığımız ürünü de öylece hayvanımıza yediriyoruz. Sırf hayvanlarımızı yaşatabilmek ve onlara yedirmek için o kadar yer ekiyoruz. Ekstra yetiştirip sattığımız danalarla da borçlarımızı ödüyoruz. Şuanda hiç 5 kuruş bir kenarımıza da koyamıyoruz ve sürekli borcumuz var. O borcumuz hiç bitmiyor ve önümüz güz. Nasıl kalkacağız bu işin içerisinden bilmiyoruz yani.”

Fatma Marmara (Köşe Yazısı)

Share this:

İlginizi Çekebilir

Yorumlar