Ara

“BİZ DE VARIZ, FARKINDAYIZ” TRSGD DERNEĞİ- 2. Bölüm

 

(Toplum Ruh Sağlığı Gönüllüleri Dayanışma Derneği)

Türkiye’deki Toplum Ruh Sağlığı modelinin tarihsel sürecini slayt gösterisi eşliğinde katılımcılara aktaran AİBÜ Bolu İzzet Baysal Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi, Toplum Ruh Sağlığı Gönüllüleri Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç Dr. Hülya Ensari, aynı zamanda derneğin amaç ve hedefleri arasında, Toplum Ruh Sağlığı Merkezi Hizmetlerine destek vermek olduğunu ve dernek olarak neler yaptıkları, işleyişlerinin nasıl olduğu konularına da değindi.

Tarihsel süreci anlatarak konuşmasına başlayan Doç Dr. Hülya Ensari; “Ortaçağ Avrupa’sında ruh hastaları, içlerine şeytan girmiş diye adalara sürülmüş ya da büyük akıl hastanelerine kapatılıp, zincire vurularak toplumdan izole edilmişler. Zaten ruh sağlığındaki damgalama da oralardan geliyor günümüze. Avrupa’nın tam tersi olarak, dünyada ilk uygulanan tedavilerden bir tanesini kendi tarihimizde, kültürümüzde o dönemlerde bile uyguladığımızı vurgulayan Doç Dr. Hülya Ensari; “Oysa İslam Tarihinde ve Osmanlı Dönemindeki kendi tarihsel sürecimize baktığımızda örneğin; şuan Edirne’deki Sultan II. Bayezid Külliyesi 1484 yılında hizmete açılmış.  Bu noktada Külliyede, darüşşifa (hastane), tıp medresesi, Tabhane (Misafirhane), camii, imaret (aşevi, depo) ve köprüden oluşan külliye mantığıyla hizmet sunulmuş. Şuan sağlık müzesi olarak da kullanılan Edirne’deki Sultan II. Bayezid Külliyesi, önceleri her türlü hastanın tedavi edildiği şifahane olarak kullanılmış. Sonradan sadece akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği merkezde hekimlik yanında, su sesi, müzik ve güzel kokularda tedavide kullanılmış.”diye belirtti.

Evliya Çelebi’nin 1962 yılında ziyaret ettiği külliyeden bahsedişini anlatan Doç Dr. Hülya Ensari; “Orada bir darüşşifa vardır ki dil ile tarif ve kalem ile yazılmaz. Böyle dikkat ve özenle yapılmış şifa yurdunun odalarında çeşitli hastalıklara tutulmuş zengin fakir, ihtiyar genç doludur.’diye söz etmiştir. Yine Evliya çelebi kendi seyahatnamesinde, şifahanede çiçek yetiştirilerek güzelliği ve kokusu ile akıl hastalarının tedavisinde kullanıldığından söz eder. Şimdi ki terapi alanları da daha o zamanlarda kullanılmaya başlanmış. Evliya Çelebi müzikle tedavide de neva, rast, dügâh, segâh, suzinak, buselik makamlarının ruhsal hastalara şifa verdiğine değinmiştir.”dedi.

Osmanlı Dönemi ruh sağlığı hizmetlerine değinen Doç Dr. Hülya Ensari; “Sağlık hizmetlerinin tamamını vakıflar yürütür. Pek çok hastanenin tabhanesi olur. Taburcu edilen zayıf hastalar bir müddet burada misafir edilip, sonra evlerine gönderilirdi. O yıllarda yapılan bu uygulama şimdilerde yok ve bu ciddi sorunlardan bir tanesi. O dönemde gezici sağlık ekipleri var. Hastaneye gidemeyen hastalara ücretsiz doktor gönderilirdi. Biz şimdi 2008’li yıllardan sonra tekrar bu uygulamaya başladık. Avrupa’da İslami tarzda akıl hastalarına karşı ilgi bizden 200-300 yıl sonra yani 18.yy. sonlarına doğru Fransız Doktor Pinel tarafından yapılan mücadeleler sonucunda, zincirlere bağlı akıl hastaları hapishanelerden azad edilip, doktorların yanında tedavi edilmeye başlanmış.”diye anlattı.

Doç Dr. Hülya Ensari; “Avrupa’da 1960-70’li yıllarda mavi atla sembolize olan akıl hastanelerinden, ruh sağlığı alanında özgürleşme hareketiyle beraber ‘İtalya Trieste Toplum Ruh Sağlığı Modeli’ne’ geçiş başlıyor. Bireylerin toplumla bütünleşerek tedavilerinin ve tüm sosyal hizmetlerinin toplumun içinde yer aldığı ‘Toplum Temelli Ruh Sağlığı Hizmet Modeli’ne’ geçiliyor. Mavi at sembolü de kilitli olan akıl hastanesine temiz ve kirli çamaşırları getirip götüren, sadece bir at arabası girip çıktığı için hastalar bu özgürleşme sürecini yaptıkları bir atı maviye boyayarak sembolleştiriyorlar.”diye anlattı.

Trieste Toplum Ruh Sağlığı Modeli’nden bahseden Doç Dr. Hülya Ensari; “240.000 nüfuslu ilde 4 TRSM, her TRSM içinde 6-8 yatak ve açık kapılar olup, genel hastane içinde acil vakalar için ortalama kalış süresi 1 haftayı içeren, 6 yatak mevcut. Multidisipliner TRSM ekipleri, rehabilitasyon ünitesi, gezici ekip ev ziyaretleri, korumalı evler, gurup apartmanları, sosyal kooperatifler yine bu modelin içinde yer alıyor. Aynı zamanda ruhsal engeli kişiler buralarda görev alıyor, üretken ve turizme de katkı sunabiliyorlar. Neden Bolu’da Türkiye’nin Trieste’si olmasın diye düşünmüyor değiliz. Bu sistemde, ruhsal engellilerin istihdam sürecine katılımında, korumalı evlerin dışında sosyal kooperatifler çok aktif olarak yer alıyor. Burada üretilen rehabilitasyon ürünleri, marka değeri olarak internetten tüm dünyaya satışları sağlanarak, kişiler hem topluma kazandırılmış oluyorlar hem de üretken bir şekilde ülkenin gelirine katkıda bulunuyorlar. ” diye bahsetti.

Doç Dr. Hülya Ensari, Avrupa’daki müzeler gibi Türkiye’de de Bakırköy Mahsar Osman Ruh ve Sinir hastalıkları Hastanesi müzesinde Türkiye Toplum Psikiyatrisi tarihi geçmişi sergilendiğini belirtti. Türkiye’de akıl hastanesinden toplum temelli ruh sağlığı modeline geçiş sürecini anlatan Doç Dr. Hülya Ensari; “Süleymaniye Bimarhanesindeki akıl hastaları 1873 yılında Topbaşı Bimarhanesine taşınmış ve burası 1927 yılına kadar Osmanlı Devletinin resmi ve en büyük hastanesi olarak hizmet vermiş. 1924 yılında Başhekim Prof. Dr. Mazhar Osman’ın teklifi ve bakanlar kurulu kararıyla Bakırköy Reşadiye Kışlasına taşınmasına karar verilmiş. 1926 yılında Elazığ ve Manisa hastaneleri 50’şer yataklı olarak açılmıştır.”diye belirtti.

Devam edecek.

Share this:

İlginizi Çekebilir

Yorumlar