Ara

VATAN KALBİNİN ATTIĞI YER

Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez. (Mustafa Kemal Atatürk)

Tarihimizde yaşanan, vatan topraklarımızda varlığımızın devam etmesini sağlayan, bu uğurda, kanını, canını veren Mehmetçiklerimizin şehit olarak yattığı yerleri ziyaret etmek, orada yaşananları anlamak, hissetmek ve geçmiş tarihimize sahip çıkarak, geleceğimizi güçlü, bilinçli şekilde oluşturmakla olur.

Bolu Belediye Başkanı Alaaddin Yılmaz’ın Bolululara değerli bir hizmet olarak başlattığı, Başkan Yardımcısı Emine Davarcıoğlu, Başkan Yardımcısı Zerrin Biçen, Bolu Belediyesi Kültür ve sosyal İşler Müdürü Güler Mert ve ekiplerinin çalışmaları, organizasyonlarında bu imkânlar sağlanıyor. Dokuz yıldır devam ettirdikleri “Bolu Belediyesi Kültür Gezilerini” bu sene yine Konya ve Çanakkale olarak gerçekleştiren Bolu Belediyesi, bu turlarını Cengiz Çavuşoğlu CVS Travel firmasının bol ikramlı konforlu yolculuğuyla sağlıyor. Bolu Belediyesi bu kültür gezilerinde öğle ve akşam yemeklerinin yanı sıra, rehberlerin anlatımlarıyla bu hizmetini sürdürüyor.

18 Haziran Pazartesi akşamı başlayan ilk turla Konya’ya giden Boluluların yanı sıra, Çanakkale Kültür gezisine işitme engelliler ve aileleri de katıldı.  18 yıllıdır rehber olarak çalışan Emekli coğrafya öğretmeni Cemil Kalyoncu’nun anlatımlarını, onlara işaret diliyle, Bolu İşitme Engelliler Spor Kulübü Derneği Başkanı Halil İbrahim Uçar anlattı.

Rehber Cemil Kalyoncu; “103 yıl önce bugün için, bu vatan toprakları üzerinde çarpışarak şehit düşmüş atalarımızın, dedelerimizin savaştıkları, şehit olarak yattıkları kutsal alanlarla, bu alanlar üzerine milletimizin bir şükran anıtı olarak diktiği anıt ve şehitlikleri ziyaret edeceğiz.” diye sözlerine başladı.  Rehber Cemil Kalyoncu’nun her cümlesini anında işaret diliyle anlatan Dernek Başkanı Halil İbrahim Uçar’ı pür dikkat izleyen işitme engellilerin heyecanları da gözlerinde, mimik ve hareketlerinde gözleniyordu.

Çanakkale Savaşları Osmanlı Devletinin Balkan harbinden hemen sonra Çanakkale Boğazıyla, Gelibolu yarımadası üzerinde 1. Dünya savaşı içerisinde yapmak zorunda kaldığı, tarihimizin en çetin, en kanlı muharebeleridir. Diyerek sözlerine başlayan Rehber Cemil Kalyoncu, anıt ve şehitlikleri gezmeden önce araçta ön bilgileri vermeye devam etti.

Rehber Cemil Kalyoncu; “Çanakkale savaşları bu coğrafya üzerinde, deniz ve kara muharebeleri olarak iki aşamada meydana gelmiştir. Deniz harekâtı 3 Kasım 1914 bombardımanı ile başlar, 18 Mart 1915 tarihine kadar devam eder. Bu iki tarih arasında İngiliz ve Fransızlar, boğazı ve Çanakkale’yi geçebilmek adına boğaza, Çanakkale’ye 35 büyük saldırı gerçekleştirmişlerdir. Allah’a şükürler olsun ki bu saldırılarının hiç birinde ne boğazı geçebilmişler, nede Çanakkale’yi aşabilmişlerdir.”diyerek sözlerine devam edip, Çanakkale Savaşını saat saat, tüm detaylarıyla anlattı.

2 saatlik bombardımanla, boğazın iki yakasındaki topçu bataryalarımızı yakıp yıktıklarını, taş üzerinde taş, gövde üzerinde baş bırakmadıklarını düşünen Fransız ve İngiliz gemilerinin Çanakkale’ye doğru ilerlerken, iki yakadaki topçularımızın atış mesafesi içerisine girişini anlatırken, hepimize o anları yaşattı.

Saat 14 sularında, Fransızların gemisinin 40’tan fazla isabet alarak 3 dakika içerisinde, 680 mürettebatıyla, Çanakkale Boğazının sularına gömülüşünü, saat 15.30 da İngilizlerin Irresistable zırhlısı, saat 16.00 da Edremitli Koca seyit’in vurduğu Queen zırhlısının boğaz sularına gömülüşü, Rehberimiz Cemil Kalyoncu’nun anlatımıyla gözlerimizin önünde adeta canlandı.

Yolun yan tarafındaki “Dur yolcu” yazıtını göstererek, 1960 yılında askeri birlikte görev yapan Trabzonlu Seyran Çebi tarafından Çanakkale kara ve deniz muharebelerinin Türk ve dünya tarihi açısından önemini vurgulamak adına oraya yerleştirilmiş olduğundan bahseden Rehberimiz Cemil Kalyoncu, Necmettin Halil Onan’nın şiirinden de 2 kıta okudu.

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Rehber Cemil Kalyoncu; “O gün boğazın her iki yakasında toplarıyla boğazı ve Çanakkale’yi kahramanca savunan, kahraman Türk topçuları kesin ve parlak bir zafer kazanırlar. Kazandıkları bu muhteşem zaferi tarihimizin şanlı sayfalarına altın harflerle, 18 Mart 1915 deniz zaferi olarak yazdırdılar. Türk topçularının kazandığı bu zafer bir kez daha bütün dünyaya, boğazında, Çanakkale’nin de geçilemeyeceğini açık ve net olarak göstermiştir.” dedi.

Daha sonra sur kapısından geçerek, yolun sağ tarafında yer alan, 550 yıldan beri ayakta duran, üç yapraklı yonca şeklinde yapılmış olan, Kilitbahir kalesini gördük. İstanbul’un fethinden hemen sonra boğazı ve Çanakkale’yi daha iyi savunabilmek adına, 1461-62 yılları arasında, Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmış olduğunu öğrendik. Rehberimiz, iki bölümden olan kalenin, iç kale kısmının Fatih Sultan Mehmet’in Allah sevgisini, dış kalenin ise vatan ve millet sevgisini ifade etmekte olduğunu anlattı. Gözetleme kulesinin ise Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1541-42 yılları arasında inşa edilmiş olan, Sarı Kule olduğu bilgisini paylaştı.

Ardından yolun sol tarafında yer alan, Kilitbahir Kalesinin en büyük en güçlü tabyaları olan, 1770-1890 yılları arasında üçgen şeklinde bir plana göre, 50.000 m² alan üzerine yapılan Namazgâh tabyalarından ve Çanakkale Savaşında buranın öneminden bahsetti. 1960 yılına kadarda, bu tabyalardan boğazın savunmasına devam edildiğini, detaylarıyla belirtti.

Kilitbahir kale savunmasını daha güçlü hale getirebilmek adına, Abdülhamit döneminde Mimar Asaf Paşa tarafından 1892 yılında yapılan, 7 toplu, 8 cephanelikli Rumeli Mecidiye Tabyası, 2010 yılında onarım görmüş. 18 Mart 1915 günü 1 dakikada, 150 ile 900 kg. arası ağırlıklarda 35 top mermisine hedef olan bu tabya, Edremitli Koca Seyit’inde görev yaptığı tabya.

Bu tabyadaki cephanelik, düşman gemisinden atılan bir top mermisi ile havaya uçuyor. 16 topçu eri burada şehit düşüyor. 24 topçu eri ağır yaralanıyor. Manastırlı Yüzbaşı Hilmi Bey, Niğdeli Ali, Denizlili Ömer, patlama esnasında toprağa gömülmüş olan ve yarı baygın olarak çıkarılan Edremitli Koca Seyit, bu patlamadan kurtulan 4 kişi oluyor. Kendine geldiğinde etraftaki bu korkunç manzarayı, yaralı ve ölenleri gören Koca Seyit, 215 kg. ağırlığındaki top mermisini, Allah’ın ona verdiği güçle, dilinde, yüreğinde dua ile Niğdeli Ali’nin de yardımıyla sırtına alıp kaldırıyor. 5 basamaklık yüksekliği sırtında mermi ile tırmanıp, mermiyi topun ağzına veriyor. Ateşlenen bu top mermisi ile boğazdaki İngiliz Queen zırhlısı boğaz sularına gömülüyor.

Edremitli Koca Seyit ve arkadaşlarının dikilmiş olan heykeline saygı, minnet ve gurur duygularıyla bakıp, onlara ve Mecidiye şehitliğinde yatan şehitlerimize de dua ettikten sonra oradan ayrıldık. 2.ziyaret yerimize giderken rehberimiz Cemil Kalyoncu araçta, Çanakkale ve Çanakkale Boğazı’nın dünyadaki önemi ile ilgili bilgiler paylaşmaya devam edip, neden İngiliz ve Fransızların bu bölgeye saldırdıklarını anlattı.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde, 1540’lı yıllarda, Piyale paşa tarafından Osmanlı Donanmasının içme ve kullanma suyunu karşılamak amacıyla yaptırılan, Havuzlar şehitliğinin yanından geçerken, Çanakkale savaşlarında bu bölgenin, ağır yaralıların sevk hastanesi olarak hizmet verdiğini öğreniyoruz. 21 Haziran 1915 günü meydana gelen, 1. Kerevizdere muharebesinde yaralanan subay ve erler, tedavi için buraya getirilmiş fakat sevk edilemeden şehit düşmüş. Burada yapılan kabre üst üste defnedilmiş. 1961 yılında Çanakkale şehitleri Yaptırma ve Yaşatma Derneği tarafından Havuzlar şehitliği yapılmış.

Kara harekâtında 25 Nisan 1915 tarihinde İngiliz ve Fransız askerleri 5 ayrı noktadan 40 bin kişi olarak karaya çıkarken, (Anzaklar) Avustralya, Yeni Zelandalılar da 35 bin kişi olarak toplamda 75 bin askeri Arıburnu bölgesine çıkıyorlar. 9 Ocak 1916 tarihine kadar süren Çanakkale Kara Savaşlarında düşman tarafı yarımadaya 525 bin asker çıkarırken, vatanımızdan 500 bin Mehmetçiği konuşlandırıyor ve 8,5 ay göğüs göğse, süngülerle savaş devam ediyor.

Yeni ziyaret yerimiz Çanakkale kara Muharebelerinin cephe gerisi olan Şahindere Bölgesinde, yaralanan askerleri tedavi etmek için kurulan, çadırlardan oluşan Sargı Yeri Sahra Hastanesi. Burada 3 bin Mehmetçik tedavi esnasında hayatlarını kaybetmiş ve bu alana toplu olarak defnedilmiş. Ay yıldız şeklinde dizayn edilmiş şehitliğin ortasındaki kule ise burada yatan şehidin ruhunun Arş-ı Ala’ya yükseldiğini ifade ediyor. Bu şehitlikte 2171 kişinin kimliği tespit edilmiş, 1969 kişinin enveriye şeklinde mezar taşları ve duvar plakaları üzerine isimleri, baba adları, memleketleri, doğum ve ölüm tarihleri yazılmış.  Bu şehitlikte mezarı ismen belli bir tek asker olduğu, muharebede yaralanıp bu hastaneye getirilen ve burada şehit düşen Teğmen Mustafa Efendi’ye ait olduğunu anlatan rehberimiz Cemil Kalyoncu, bu şehitliğin bir diğer adının da Teğmen Mustafa Efendi şehitliği olduğunu ve bu şehitliğin 2005 yılında yapıldığını da anlattı.

Yarım adanın uç kısmında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 1915 yılında yakın silah arkadaşları Mareşal Fevzi Çakmak, Kazım Karabekir ve Refet Bele komutasındaki Türk askerleri ile çok çetin ve kanlı geçen Kirte, Kerevizdere ve Zığındere muharebelerini bu savaş coğrafyası üzerinde gerçekleştirmişlerdir. Bu savaşta her iki tarafında askerleri top, tüfek ve süngüleriyle bulundukları siperler içinde çok yakın mesafelerde birbirlerine çok yoğun şekilde ateş açılmış, gökyüzünden sağanak şeklinde mermi ve şarapnel parçası yağmış. 160 milyonda bir ihtimal olan, havada yüzlerce mermi ve şarapnelin çarpıştığını, bu olayında dünya harp tarihinde sadece Çanakkale Kara Muharebelerinde görülmüş ve yaşanmış bir olay olduğunu anlattı Rehberimiz Cemil kalyoncu. 8,5 ay içinde bu yerlerde 1 m² alan içine 6 bin mermi ve şarapnel düştüğünü,  bu alanlarda her iki tarafın askerleri koyun koyuna yatmakta olduğunu anlattı.

Yolumuza 103 yıl önce Kerevizdere muharebelerinin yapıldığı, Fransızların 80 bin asker çıkardığı, bu askerlerinden 50 binin burada öldüğü, bu gün bile bu topraklarda, o günlere ait hala her türlü savaş objesine rastlandığı sit alanıyla devam ettik. Bu bölgede alkol almanın, piknik yapmanın, ateş yakmanın, avlanmanın, inşaat yapmanın ve burada çıkan objelerden almanın yasak olduğunu da öğrendik.  Bu topraklara bu şekilde devletimizin sahip çıkması bizleri çok mutlu etti. Vatan topraklarımız her karesi şehit kanlarımızla sulanmış, biz rahat yaşayalım, bizden sonrakilere de bu emaneti iletelim diye çok büyük mücadelelerle kazanılmış olan bu topraklarımıza sahip çıkmak, korumak, kollamak ve bu emanet yerleri gelecek nesillerimize iletmek bizimde boynumuzun borcu.

Turumuza, 1954 den 1960 yılına kadar inşaatı devam eden, 625 m² alanda 41,70 m. olan anıttın tavanında mozaikten dev Türk Bayrağı, ayaklarının dış yüzeylerinde ise Çanakkale Savaşına ait taştan kabartma resimler mevcut olduğu Çanakkale Şehitler Abidesi ve temsili Şehitliğini ziyaret ederek devam ettik. Abidenin ön tarafında, 253 bin şehidimiz anısına tanzim edilmiş gül bahçesinin içinde yer alan beyaz mermer kitapta, Şehitlerle ilgili olan Bakara Suresi’nin 154. Ayetinin meali “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz. Onlar diridirler fakat siz anlayamazsınız.” ve altında ise Peygamberimiz Hz. Muhammet s.a.s. “Şehitler Allah’tan şunu istediler. ‘Yarabbi! Bizi bir daha dünyaya gönder senin uğruna tekrar şehit olalım.’ Diğer sayfasında da Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitleri için yazdığı ‘Çanakkale Şehitlerine’ adlı şiirden mısraları yer almaktadır.

… Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi…
Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
‘Gömelim gel seni tarihe’ desem, sığmazsın…

… Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Ön tarafındaki tören alanında ise 2008 yılında Antalya Belediyesi tarafından Çanakkale Şehitler Abidesine hediye edilmiş 70 m. yüksekliğinde bayrak direği ve 330 m² Türk Bayrağı dalgalanıyor.  Tam karşısındaki duvar üzerinde Çanakkale kara ve deniz savaşı kahramanlarının yer aldığı, 2004 yılında Heykeltıraş Azmi Sekban ve arkadaşları tarafından yapılmış, 3,5 x 45 m. ebatlarında, dünyanın en büyük tek parça kabartma resmi olan, Çanakkale Şehitler Abidesi rölyefi yer alıyor.

Yine aynı bölgede 2007 yılında Kültür Bakanlığı tarafından 9 bin m² alan üzerine inşa edilmiş, şeffaf mezar taşlarında ebedi uykusunu toplu kabirlerde üst üste sürdüren, ismi belirlenmiş 36 şehit ile toplamda 1681 mezar taşı üzerinde 59974 şehidimizin ismi Çanakkale Şehitler Abidesi Temsili Şehitliğinde yer alıyor. Cam kürelerden oluşan enveriye (Çanakkale’de savaşan Türk askerinin şapkası) ise şehit düşen 253 bin Mehmetçiğin ruhlarının Arşı_ Ala’ya gidişini temsil ediyor.

Aynı alanda bulunan Meçhul Asker Mezarı, burada savaşan ve şehit düşen Mehmetçiğimizin başını alarak ülkesine dönen Anzak askerinin 88 yıl sakladığı, sonra pişman olup Avustralya Büyük Elçiliğimize teslim ettiği şehidimizin başı, 18 Mart 2003 tarihinde dini ve resmi törenle bugünkü kabrine gömülüyor ama bedeninin olduğu yer meçhul. Bu şehitlikte ismi belirlenmiş 1472 Bolulu şehidimiz de yer alıyor.

İngiliz ve Fransızların karaya çıktıkları ve bu arazide savaşarak öldükleri yer olan “Morto Koyu” (Ölüm Koyu) ile 50 bin Fransız askeri anısına dikilmiş Fransız mezarlığının yanından geçiyoruz. Bu yarım adada yabancılara ait 33 mezarlık ve 4 anıtın bulunduğunu yine detaylı şekilde rehberimiz Cemil Kalyoncu’dan dinliyoruz.

Harapkale’yi ve İngilizlerin 33 m. yüksekliğindeki “Helles Anıtını” görerek geçiyor, Seddülbahir Köyü’ndeki “Seddülbahir Kalesi” hakkında bilgileri dinliyoruz. Ertuğrul Koyu’ndan karaya çıkmak isteyen 3 bin İngiliz askerine karşı, 63 arkadaşıyla 12 saat direnen ve bin kişiyi öldüren Ezineli Yahya Çavuş ve arkadaşlarının yattığı şehitliği, “Yahya Çavuş Direniş Anıtını”, “26. Alay Şehitliği” ve “Ertuğrul Koyu’nu” görüyoruz. İngilizler tarafından bu koya, “Kanlı Koy” denildiğini öğreniyoruz.

Bolu Belediyesi’nin anlaşma yaptığı Alçıtepe (Kirte) Köyündeki Şelale Restoranın nefis öğle yemeğinin ardından, Arıburnu, Albayrak Sırtı’nda bulunan, kucağında yabancı yaralı askeri taşıyan “Mehmetçiğe Saygı Anıtı’nda”, bizim askerimizin yüceliğini görüyoruz. Erzincanlı Ömer Çavuş’a ait bu anıt, Mehmetçiğin cesaretini, şefkatini, merhametini ve insanlık sevgisini dünyaya mesaj olarak vermek amacıyla dikilmiş.

Yolumuzun devamında Kanlısırt’a ulaşıyoruz. Yer altı tünellerinden geçerek gelen binlerce Anzak askerleri 6 -7 Ağustos gecesi ulaştığı sırtta,  Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 16. ve 19. Tümen askerlerinin siperlerine saldırıyorlar ve o gece 1520 Mehmetçiğimizi süngüleyerek şehit edip, 4750 askerimizi de süngüleyerek siperler içinde ağır yaralıyorlar. Askerlerimizden dökülen kan, bu sırtı kana buladığı için buraya “Kanlısırt Yazıtı” dikiliyor. Kırmızı Sırt üzerinde doğal halde bulunan Anzak siperlerini ve yer altı tünelinin ağız kısmını görüyoruz. Bu tünel ve siperlere de “Kırmızı Sırt Tünelleri”, “Kırmızı Sırt Siperleri” deniliyor. Elinde süngüleri olan 10 bin civarında Mehmetçik, makineli tüfeklerle ateş açan Anzaklar tarafından bu Kanlısırt ile kırmızı Sırt’a vuruluyorlar ve “Çataldere Şehitliğine” üst üste gömülüyorlar.

Arıburnu Bomba Sırtı’nda, 8-10 metrelik siperler arasında karşılıklı yoğun el bombası muharebelerinin yapıldığı yerden, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün 19. Tümeni olan ve Conkbayırı,  Arıburnu, Anafartalar bölgesinde yaptıkları muharebelerde, tümünün şehit düşüp yattıkları temsili şehitlik olan “57. Piyade Alayı Şehitliğine” (Şehitler Tümeni) ulaşıyoruz. Bu şehitlikte, 110 yaşında hayata veda eden Gazi Hüseyin Kaçmaz’ın tunç heykeli ile şehitlik rölyefi ve duvarlarla çevrilmiş alan içerisinde, 57. Alay’dan 1817 er ve subayının isimlerinin yer aldığı mezar taşları mevcut.

Son ziyaret noktamız, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşına, çekirdek subay kadrosunu oluşturduğu, askerlere “Süngü tak yere yat”, “Ben size taarruzu emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Bizler ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize yeni kuvvetler gelecektir. ” dediği, en önemli muharebe alanı olan Conkbayırı’na geliyoruz. Atatürk’ün saatinin şarapnel parçası ile parçalandığı, 1.-2. Anafartalar muharebeleriyle,  Conkbayırı süngü hücumunu gerçekleştirdiği yer burası. “Atatürk Anıtı’nı” ve Atatürk’ün gözlem yaptığı yerden Anafartalar ovasını, Anafartalar Tuz Gölü’nü, Conkbayırı “Mehmetçik parkı Yazıtları’nı” kazılmış siperleri ziyaret ediyoruz.

1915 Yılında sadece Türk askerinin silahından çıkan mermilerin bu topraklarda düşmanı öldürmekle kalmadığını anlatan rehberimiz Cemil Kalyoncu, Yüce Allah, haksız olarak çıktıkları bu topraklarımızda İngilizleri de Fransızları da afetlerle durdurdu diyerek anlatmaya devam etti.

Rehber Cemil Kalyoncu; “ Yüce Allah, 26 Kasım gecesi düşmanı öyle bir tabii afetle cezalandırmış ki o gece bu tepeler üzerinde muazzam bir sağanak yağmuru meydana geliyor. Burada oluşan seller, Conkbayırı’nda yer alan 3 m. derinliğindeki siperleri aniden dolduruyor. Saat 24.00’den sonra yoğun kar yağışı ve ardından don oluyor. 7 bin İngiliz askeri o gece Conkbayırı’ndaki siperlerde donarak ve boğularak ölüyor. O zaman İngiliz üst rütbeli subay; “İnandığımız tanrı bizimde, Türklerinde tanrısı ama haksız olarak çıktığımız bu yerde o Türklerle beraber oldu ve bizi tabii bir afetle cezalandırdı.”diyor.

Rehberimizin dinlettiği, Çanakkaleli Kevser Kemani Hanım tarafından sözleri yazılmış, bestelenip söylenmiş olan “Çanakkale Türküsü” ile buralardan ayrılıyoruz.

Çanakkale içinde aynalı çarşı

Ana ben gidiyom düşmana karşı

Of gençliğim eyvah

Çanakkale içinde bir uzun selvi

Kimimiz nişanlı kimimiz evli

Of gençliğim eyvah

Feribotla karşı tarafa, Aynalı çarşıya geçerken gördüklerimiz, duyduklarımız, yaşadıklarımız ve hissettiklerimiz karşısında o yüce ruhlara, şehitlerimize, gazilerimize ne kadar dua etsek, şükranlarımızı sunsak azdır diye düşünüyoruz. Bu topraklarımızın, bu vatanımızın hiç de kolay kazanılmadığını bir kez daha belleğimize kazıyoruz.

Bizlere buraları görme imkânı sağlayan Bolu Belediye Başkanımız Alaaddin Yılmaz’a, Başkan Yardımcılarımız Emine Davarcıoğlu, Zerrin Biçen’e, Kültür ve sosyal İşler Müdürümüz Güler Mert ve ekibine, Rehberimiz Cemil Kalyoncu ve diğer rehberlere, Cengiz Çavuşoğlu ile kaptanlarımıza, işitme engellilerimize bilgileri aktaran Halil İbrahim Uçar’a,  çok teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygılarımla…

Fatma Marmara (Köşe Yazısı)

Share this:

İlginizi Çekebilir

Yorumlar