Ara

Gezi Parkı olaylarının başlangıç sebebi neydi?

cahit_1

“Herkesin uğrak yeri olan bir bölge. Bir gün burada patlak veren direniş aslında önceleri çok masum bir engelleme idi. Daha sonra bunu fırsat bilen provokatörler burayı savaş alanına çevirip masum halkı ve Polisimizi birbirine düşürmeyi başardılar. Nasıl olmalı? Nasıl davranılmalıydı? Bu olayların başlangıcında Çok canların yandığı, masum insanların zarar gördüğü ve savaş alanına dönen Taksim Gezi Parkında yaşananların değelendirmesini  İstanbul Üniversitesi Mezunları Başkanı CAHİT OKTAY Bey yaptı”
“Umarız bu tür olaylar bir daha yaşanmaz.”

Gezi Parkı olaylarının başlangıç sebebi neydi?Olaylar başlangıçta, Taksim Gezi Parkı’ndaki toplam, yanılmıyorsam 12 ağacın, bir kısmının kesilmesine bir kısmının ise yerinin değiştirilmesine karşı çıkmak gibi  gayet samimi ve kabul edilebilir bir gerekçe ile başladı. Ben de şahsen, Genel anlamda, Türkiye’de yeşil alanların arttırılması gerektiğini düşünen biri olarak,  ağaçların Gezi Parkı’nda kalmasını doğru bulanlardanım.
   Olaylar nasıl gelişti, halk nasıl bu kadar galeyana geldi?
Olayların gelişmesinin ardında birçok psiko – sosyal sebeplerin iç ve dış etkenlerle birleşmesi var. Halk her zaman galeyana gelebilir. Türkiye’nin bazı illerine de sıçrayan bu olayın, İstanbul’da ve Taksim gibi kozmopolit bir  bölgede çıkması önemsenecek bir durumdur. Osmanlı döneminde de Yeniçeri zaman zaman ayaklanmalara öncülük ederdi.  Bazen halk desteğini de arkasına alırdı.  Örneğin Yeniçeri Ocağı’nın lağvedilmesi öncesinde, Osmanlı Akçe’sinin değerinin düşmesi sebebiyle çıkan ayaklanmaların arkasındaki sosyal ilişkiler arasında, Ticaret yapması yasak olan Yeniçeriler ile onların paralarını işleten ekalliyet tebaası (azınlıklar)arasındaki alışverişin de etkisi olduğu bilinir. Ancak görünürde başka sebepler öne sürülmüştür.
Velhasıl, halk çeşitli sebeplerle  galeyana getirilebilir. İşin aslı, gerçekten ülkem insanının yeşil hassasiyetinden dolayı galeyana gelmesini canı gönülden isterdim. Ancak, ne bir seçim öncesi halkımın siyasetçisinden yeşili korumaya yönelik bir talebini duydum. Ne de kurak, çorak ve bozkır diye anılan Anadolu topraklarının  susuz ve çatlamış coğrafyası bu gerçeği yansıtıyor. Türkiye’de halkımın zamanında işgal edip, tarıma ya da iskâna açtığı 2B orman arazileri ve meralar konusu hala çözüme kavuşmamıştır.
  Uygulanan tutum yerinde ve doğru muydu?
Şimdi burada farklı tutumlar var.  Hükümetin, Polisin ve üniversite öğrencilerinden, öğretim görevlilerinden tutun da, futbol fanatiklerine kadar işin içine karıştığı toplumun tutumu…
Tarafların belki de hiç birisi ilk günlerde olayların buraya geleceğini tahmin etmiyordu.  Ancak bir kaç gün sonra devletin istihbaratı gerekli bilgilere ulaştı ve bu işin uluslararası bağlantılarını tespit etti.  Dolayısı ile tutumları da başta ve sonrasında diye ikiye ayırabiliriz.  Mesela, muhalefet partilerinin tutumu nasıldı? Örneğin ilk günlerde protestolara MHP’li gençlik te katılırken, oyunu gören Devlet Bahçeli, gençlerini geri çekti.  Hatta vatansever milliyetçi kesim, yine Bahçeli’ye rağmen, hükümeti destekleyen mitinglere de geniş katılım gerçekleştirdi. Ana muhalefet maalesef, protestoların boyut değiştirip provokasyona açık hale gelmesini  ve olayların Türkiye’ye zarar veren boyutlara ulaştığını gördüğü halde bile aynı tavrını korudu. İlk günlerde samimi hislerle destek veren halkımızın da sağduyu ile hareket edip meydanlardan çekildiğini basından takip ettik. Hatta ilk günlerde büyük takımların hepsi Gezi Parkı’nda iken, provokatörlerin araçları yakıp işyerlerine zarar vermesinin ardına, Galatasaray taraftar grubu,  ‘’biz bu oyunda artık yokuz’’ anlamında bir açıklama yapma gereği duydu.

Halk ilk ayaklanmaya başladığında bu kadar uzamaması için bir şeyler yapılabilir miydi?
Yapılabilecekler elbette vardı. Ancak, bu hareketin bir halk hareketi olmadığını  netice itibariyle, aklı-selim olan herkes gördü. Bir tarafta ağaca sarılıp uyuyacak kadar çevre dostu pozlar diğer taraftan Molotof-kokteyl atıp araç yakan, esnafın camını çerçevesini indiren bir mantık. Dolayısı ile tarafların birbirini anlaması zaman aldı. Hem polis hem halk provoke edildi. Bu durum, daha sağlıklı önlemler alınmasını ilk etapta engelledi. Planlanan da  bu idi.
    Genelde eleştiriler hükümetin ve polisin sert tutumu üzerineydi, sizin düşünceniz?
Evet, tam da bu noktada Hükümet ve Polis ’in tutumundan bahsedebiliriz.
Polisimizin yeterince eğitimli olmadığını söyleyebiliriz. Polisin ilk günlerdeki  tutumu daha dikkatli olabilirdi. Mesela, Gezi Parkı’ndaki çadırların yakılması görsel olarak çok despotane idi. Polis böyle durumlarda, galeyana getirici manzaralardan kaçınmalı. Çadırlar toplanıp götürülebilirdi, yakılması bir takım çevrelere, eylemleri amacından saptırmak için bahane oldu. Bazı polislerin gaz fişeklerini göstericilerin başına gelebilecek şekilde atması çok yanlış. Tespit edilip ceza almaları gerekir. Hükümet te bu süreçte kullandığı dilden dolayı eleştirildi. Özür dilemeye davet edildi. Evet, başbakanımızın dili sert olabilir. Ama bu alışılmadık bir şey değildi. Daha önce de bu tarz üsluplar kullandı Başbakanımız. Hatta uluslararası arenadaki sert ve dik üslubu ile puan toplayan da aynı Başbakandı.
  Daha önce de bu tarz olaylar olmuş ama bu kadar uzun sürmemişti. Sebebi nedir? Polisin gazla müdahale etmesi öne sürülüyor. Sizin görüşünüz?
Burada farklı olan, Türkiye için uluslararası bir lobinin düğmeye basmış olması ve artık uygun bir bahanenin aranmasıydı. Hazırlanan bir plan sahneye konuldu. Daha önce Reyhanlı’da bu yapılmak istendi. Başarılı olunamadı. Reyhanlı hadisesi Başbakanın Amerika’ya gidişinin öncesine denk gelir.  Gezi Parkı olayları ise Afrika ziyareti öncesine denk geldi!  Dolayısı ile burada polisin gaz kullanıp kullanmaması   veya çevre duyarlılığı gerçek  etken değil. Şunu belirtelim. Polis,  eylemcilere akşam 7’ye kadar müdahale etmiyor. Ancak 7’den sonra izinsiz protesto ve taşkınlıklarını sürdüren eylemcileri dağıtmakla görevli polisin müdahalesi söz konusu. Araya karışan provokatörler, gün boyunca polisi doldurmakla görevli. Bazıları polisin kulağına kadar gelip yedi sülalesine saydırıyor… Polis buna karşılık  akşam 7 olmasını bekliyor. Sonra haberlerde, ‘’Polis yine akşam saldırdı’’ diye başlıklar görüyoruz. Bu kurgulanmış bir tuzaktır.  Yan bakmaktan cinayetlerin işlendiği bir ülkede yaşıyoruz. Polisin tahriklere kapılıp gazı orantısız kullanması kabul edilemez yine de. Ancak,  dünyanın neresinde protestocular yüzlerce devlet aracına ateşe vermiş de müdahale edilmemiştir. Bunun cezası bellidir. Ülkeye kargaşa görüntüsü verecek şekilde taşkınlık yapan, ambulansları, polis araçlarını, otobüsleri yakıp, işyerlerine zarar veren eylemcilere polisin nasıl davrandığını en son İngiltere’de G8 protestolarında gördük. Daha önce, Şikago’da, Kanada’da gördük. Amerikan polisinin üniversite öğrencilerinin protestolarına nasıl müdahale ettiğine  dair görüntüler, hatta bazı trafik polislerinin yine ABD’de, üstelik çocuğunun yanındaki bir anneyi şok silahıyla bayıltması ve benzeri görüntüleri merak edenler sosyal medyadan bulabilir.  Beyaz Saray’ın önünde protesto yaparken, polisin nasıl bir güç kullanacağını merak ediyorsanız, bırakın polise saldırmayı, size ayırdığı şeritli bölgenin dışına çıkmanız yeterlidir.
Eylemler de bazı ülkelerin provokatörleri yakalandı. Halkı karıştırıp olayların büyümesine sebep oldular. Bu ülkelerin menfaatleri neydi?
Öncelikle şunu bilelim. Etrafımızda Türkiye’den menfaati olmayan ülke yok. Ülke ilişkileri dostluğa değil, menfaate dayalıdır. Dolayısı ile böyle durumlarda düşenin dostu olmaz. Tabiri uygunsa, ekonomik zıplama yakalamış bir Türkiye, Avrupa Birliği’ne ihtiyacı kalmamış bir Türkiye,  sınır komşuları ekonomik ve siyasi buhranlar içinde kıvranırken, istikrar abidesi durumuna gelmiş bir Türkiye o coğrafyada son iki asırdır emelleri olan uluslararası çevrelerin düşmanlığını kazanmıştır. Köprü yapımına karşı çıkılıyor,
AVM yapılması istenmiyor, 3. Havaalanına karşı çıkılıyor. Bunlar neden istenmiyor, hangi ülkeler bu durumdan kazançlı çıkar? AVM bence de yapılmasın.
Türkiye’de her yer AVM olmuş. Ancak daha faydalı şeyler yapılabilir. Buna da belediye ve hükümet karar verebilir. Evet, referandum daha demokratik olabilir. Ancak bu sefer karşıdakinin de, zamanında yine bir devlet lideri, aynı parkta bulunan kışlayı yıktırırken halka sormuşmuydu diye de sorabilir. Türkiye’de maalesef Demokrasi hiç bir zaman yeterince olmadı bu anlamda. Ancak ben her zamankinden daha fazla demokratik hakların olduğu, sosyal hakların en yüksek seviyede olduğu bir dönemde, aynı söylemler adına bir başkaldırıyı onaylamıyorum.
Yeni bir hava alanından tabi ki THY’nin bu alandaki rakibi rahatsız olur. Kanal İstanbul projesi ile Gezi Parkı olaylarının nasıl bir bağlantısı olabilir.  İstekler arasında parktaki ağaçların yerinde kalmasının dışında halkın yararına dokunacak hiç  bir ekonomi ile ilgili madde yokken
3. köprü yapılmasın isteği sizce de garip kaçmıyor mu?
Türkiye’de bazı kesimin, demokrasi eksik demesinin, bu şekilde hissetmesinin sebepleri nedir?
Türkiye henüz demokrasi yolculuğunu tamamlamış bir ülke değil. Birçok ülke de aynı konumda.  Ancak, Türkiye’de demokratik anlamda en büyük adımların son dönemde atıldığı gerçeğini kimse yadsıyamaz. Ülkemizdeki gayri Müslim azınlıkların haklarından tutun, Alevi ve Kürt vatandaşlarımız ile duygudaşlık kurma ve demokratik isteklerin yerine getirilmesi anlamında en cesur adımlar yine son dönemde atılmış, her 10 yılda bir Türkiye’ye demokrasi ayarı yapan vesayet yönetimine yine bu dönemde dur denmiştir. Böyle bir dönemde özellikle referandumda ‘’hayır’’ diyen kesimlerle Gezi Parkı olaylarına destek veren ve demokrasi istiyoruz diyerek hükümet yıkmaya yeltenen kesimin aynı oluşu bir ironidir.
  Şu aşamadan sonra, hükumetin tutumu ne olacaktır, ya da olmalıdır?
Hükümetin plan ve programını ben bilemem tabi. Söylem olarak daha kuşatıcı olan, ama bildiği doğru yolda devam eden bir hükümet görebiliriz. Gezi Parkı eylemcilerinin istekleri maalesef halk adına olmaktan ziyade bazı uluslararası iş çevrelerinin ve onların Türkiye’deki uzantılarının isteklerini seslendirir nitelikle olmuştur. Başlangıçta bir halk ayaklanması gibi gösterilse de ileriki günlerde Gezi hareketi maalesef marjinalleşmiş ve gayri millileşmiştir. Türkiye bu olaylardan maddi zarar görmüş olsa da hükümet durumu toparlamış görünüyor.
   Şu an Türkiye’de bulunuyorsunuz. Buradan bakış ile Türkiye’deki bakış açısının farkı nedir?
Dijital ağlarla sarılı bir dünyada yaşıyoruz. Her iki ülkede de ortak ve zıt görüşlere sahip insanlar var. Kısaca nereden bakıldığının pek bir önemi kalmadı artık. Herkes görmek istediğini görüyor. Herkesin seçilmiş haber kaynakları var ve herkes duymak istediğini kim söylüyorsa ona yöneliyor. Sanırım, aynı düşünceye sahip çoğunluğun bakışı belirleyici olacak bu durumda.
  Bu olayların ülkemize maddi ya da manevi etkisi nasıl olacaktır?
Olayların ülkeye olan maddi külfeti yüz milyar doların üstünde. Turizm sezonunun ivmesi bu rakamı daha yukarı da çıkarabilir. Zaten amaç ta bu idi. ABD’de 18  tane bankanın yöneticilerini arayıp, ‘Türkiye kötüye gidecek, paralarınızı çekin’ çağrısında bulunanlar, Türkiye’yi dünyaca takip edilen bir gazeteye reklam vererek şikayet edenler, yakıp yıkamayınca, duran adama everilenler, arabanıza binmeyin, para harcamayın, işe gitmeyin, ekonomiyi yavaşlatın tavsiyelerine uyanlar, bilerek ya da bilmeyerek bu amaca hizmet etmektedirler. Ne var ki, Türkiye’nin güçlü ekonomisi her şeye rağmen, bunların hepsi ile başa çıkacak güçtedir.
  Genel bir değerlendirme yapar mısınız?
Benim sivil toplumcu tarafımla önemsediğim ve üzüldüğüm nokta, bu olaylar hem Türkiye’de hem de yurt dışında yaşayan toplumumuz arasındaki farklılıkların çizgilerini kalınlaştırmış olmasıdır. ABD’deki çatı kuruluşlar içinde hala en sıcak konu budur ve fikir ayrılığı yaşanmaktadır. Gezi Parkı olayları, Türk – Amerikan toplumu arasında da görüşler ve duruşlar anlamında bir turnusol kâğıdı görevi görmüştür.  Maalesef bu ülkedeki birlik ve beraberliğimiz adına durum pek iç açıcı değildir. Bu hadiseler, Amerika’daki Türk toplumunun yapısındaki aksaklıklarını gün yüzüne çıkarmış, rol model konusunda yaşanan problemin detaylarını netleştirmiştir.
Hiç mi pozitif yanları olmamıştır bu hadiselerin?
Gezi Parkı olaylarının yurtdışında yaşayan Türk vatandaşları üzerine olumlu etkileri de netice itibariyle olacaktır. Resmi rakamlara göre Türkiye dışında 6 milyon Türk yaşamaktadır. Bana sorarsanız bu rakam 10 milyona yakındır. Artık çok net söyleyebiliriz ki, yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın anavatandaki yöneticiler tarafından  önemi kavranmıştır. Bu bağlamda, yurtdışı Türkleri  bundan böyle daha fazla önemsenecek ve benimsenecektir.
Örneğin, Türk – Amerikan toplumunu ele alalım. Dünya konjonktüründe iki ülkenin ilişkileri de göz önüne alındığında, sivil toplumculuk adına ABD Türkeri’nin önemi Türkiye’nin gözünde artmıştır. Her şeyden önce, Türk – Amerikan toplumu içindeki fraksiyonlar birbirlerini daha iyi tanıma fırsatı bulmuştur. Bu olaylar neticesinde renkler netleştiği için, daha şeffaf ve dürüst bir sivil toplumculuk olacaktır bundan sonrasında. Amerika her ne kadar büyük bir coğrafya olsa da, Türk – Amerikan toplumu küçük olduğu için, herkes birbirini tanımaktadır. Aynı görüşe sahip insanların kurumsallaşma, dernekleşme sürecini görebiliriz. Mevcut çatı organizasyonlar bünyesinde ilişkilerin gözden geçirildiği ve yeni çatı organizasyonların gereğinin sorgulandığı bir döneme girebiliriz. Bundan sonraki seçimlerde artık ABD Türkeri’de oy kullanacağı için, gruplaşmaların artacağı, sivil ve siyasi kuruluşların sayısında artış yaşanacağı kanaatindeyim.  Ve bu çoğulcu ortam aynı zamanda Türk – Amerikan sivil toplumu üzerinde  rekabete dayalı zorunlu bir kalitelime etkisi yapacak, STÖ’lerimiz, görüntünün ötesine geçen, herkesin elini taşın altına koyduğu bir hizmet anlayışına çevrilecektir.

Share this:

İlginizi Çekebilir

Yorumlar